Hüsâmeddîn-i Uşşâkî (k.s.a.) Hazretleri

Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddîn-i Uşşâkî (k.s.a.) Hazretleri

28 Kasım 2015 Cumartesi, 09:09
pir-seyyid-hasan-hüsameddin-uşşaki

Büyük tasavvuf önderi, Gavsu’l Â’zam, yaşadığı devre ışık tutmuş, Osmanlı sultanlarının hocası ve mürşîdi olmuş, yüzbinlerce kişiyi irşâd ederek yüzlerce halîfe yetiştirmiş “Hâtemen Pîr” ünvanını almış, milyonlarca kişinin önder kabul ederek yolundan gittiği, ününün günümüzü kapladığı, ledün ilminin sultanı, Peygamberimiz Resûlullah’ın (s.a.v) torunu ve hakiki  vârislerinden, mârifetullah sırrına erişmiş, Allah (c.c.) dostu, zâhir ve bâtın âlimlerinden Gavsu’l Â’zam Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddîn-i Uşşâki (k.s.a.) hazretleri, aslen Buhâra’lı olup, uzun süre Uşak’ta kaldığı için Uşşâkî diye anılmaktadır.

Kutbü’r Rabbânî, Gavsü’s Semadânî, nebîler vârisi, evliyâlar sultânı, kerâmet feleğinin bedri, membâ-i esrâr, matla-i envâr, kutbü’z zaman, Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddîn-i Uşşâkî (k.s.a.) Hazretleri, Hicrî 880 (M.1473) yılında Buhâra’da dünyâya gelmiştir. Buhâra’lı Hacı Teberrük adında bir tüccarın oğludur.

Soyu, annesi tarafından Peygamber Efendimizin torunlarından, İmâm-ı Hasan (r.a.) ve babası tarafından da İmâm-ı Hüseyin’e (r.a.) dayanır. Böylelikle soyu, Hz. Ali’ye (k.v.) dolayısı ile Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.)  ulaşır. Yâni hem “Şerif”, hem “Seyyid”dir.

Esas adı Hasan, lakâbı Hüsâmeddîn (dinin keskin kılıcı) dir. Halvetî Tarîkatı şûbelerinden olan Uşşâkî Tarîkatının kurucusu ve pîridir. Osmanlı pâdişahı Sultan III. Murad Han’ın hocası ve mürşîdidir.

İlim tahsilini babası Hacı Teberrük Efendinin nezâret ve himâyesinde ikmâl ederek, fazîlet ve irfan sâhibi, zühd ve takvâda ileri, kâmil bir zât olmuş, istidâdının yüksekliğiyle kemâle ermiştir.

Babası vefât edince çok üzülmüş, böyle acılı bir hâlde iken daldığı mânâ âleminde kendisine:

“Beyhûde yere ticaretin zahmetini çekmek, ehl-i hakîkât için zarar ziyandır. Arzun âhirette zevk almak (yâni, Allah’a vuslat ve ‘ticareten len tebûr’) ise, kesret çarşısından yüz çevirip, Anadolu şehirlerinden Erzincan’da bulunan Şeyh Emir Ahmed Semerkandî Hazretlerine varıp, mürid ol ve uzlet köşesine çekil” denilmiştir.

Tecellî âleminde, mânen almış olduğu emirden sonra uyanınca, bir an önce mürşîdine mülâkî olma (kavuşma) arzusu belirmiştir. Babasından miras kalan mal, servet ve kurulu ticaret düzenini, kardeşi Mehmet Çelebi’ye bağışlayarak, kendisini bütün dünya bağlarından kurtarmıştır.

Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddîn-i Uşşâkî Hazretleri, içini yakan ilâhî aşk ateşinin tesiriyle Buhâra’dan ayrılıp, yaya olarak yola çıkmıştır. Aylarca zahmetli yolculuktan sonra Erzincan şehrine gelmiş ve Şeyh Emir Ahmed Semerkandî Hazretlerine mülâkî olmuştur. Cenâb-ı Peygamber (s.a.v) Efendimizin emri ve işaretleri ile irâdesini ona teslim etmiş, biat ve intisab ederek, ona mürîd olmuştur. Mürşîdine olan samimi teslimiyeti sâyesinde ve istidâdının yüksekliği ile, kısa zamanda kemâle ve velâyete ulaşarak, velîler safına dâhil olmuştur.

Şeyh Emir Ahmed Semerkandî Hazretleri, mânen almış olduğu emir üzerine, Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâkî Hazretlerine hilâfetnâme vermiştir. Bunun üzerine Hz. Pîr, memur edildiği Uşak şehrine giderek, orada yerleşmiştir. Hazret-i Pîr, Hicrî 930 yılından, 980 yılına kadar Uşak’ta âşıklar ve ârifler zümresine ilim, şevk ve feyz dağıtmıştır.

 Kasîde

Kutb-ı âlem, gavs-ı â’zam pîrimiz,

Tâc-ı bahşây-ı keremdir mîrimiz,  

Havz-ı Kevser de dahî sâkîdir ol,

Şeyh Hüsâmeddîn-i Uşşâkî’dir ol…

 Şeyh Emir Ahmed Semerkandî Hazretlerinin âhirete göçmesinden sonra Hz. Pîr, şeyhinin yerine irşâd makâmına oturmuş, kısa zamanda şöhreti güneş gibi parlamaya ve yayılmaya başlamıştır.

O sırada Manisa’da vâli olan Pâdişah Sultan II. Selim’in oğlu Şehzâde Sultan III. Murad, kendisine bir mektup göndererek, saltanata (yâni Pâdişahlığa) nâil olabilmesi için teveccühlerini istirham etmiştir. Uşak’a Hazreti Pîrin huzuruna gelen ulak, ziyâreti hakkında tek bir kelime etmediği ve mektubu da kendisine vermediği hâlde, Hazreti Pîr, mektubu getiren ulağa hitap ederek:

“Git şehzâdeye söyle, hemen İstanbul’a hareket etsin. Falan günde saltanat tahtına oturacaktır” cevabını verir. Şehzâde Sultan Murad, bu haberi alır almaz hazırlığa başlar ve vakit geçirmeden İstanbul’a hareket eder. Balıkesir’e geldiğinde Sadrâzam Sokullu Mehmet Paşanın gönderdiği heyetle karşılaşır. Sadrâzamın gönderdiği mektubu alıp, okuyunca, babası Pâdişah II. Sultan Selim’in öldüğünü öğrenir. Sadrâzam da tahta geçmesi için onu İstanbul’a dâvet etmektedir. İstanbul’a ulaşarak Pîr Hazretlerinin dediği günde Osmanlı tahtına oturur.

Bu olay, Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddîn-i Uşşâkî Hazretlerinin kâmil bir tasarruf sâhibi olduğunu göstermiştir. Bu durum karşısında III. Sultan Murad, Hazreti Pîr’e karşı büyük sevgi, saygı  ve bağlılık duymuştur. Bu düşünce ile de Hazreti Pîr’i İstanbul’a dâvet etmiştir. Hazreti Pîr, Uşak’ta 50 sene irşâd makâmında bulunduktan sonra (100 yaşlarında iken) İstanbul’a gelmiştir

Hazreti Pîr, Uşak’tan hicret ederek, İstanbul’a geldiğinde, Pâdişah erkânıyla beraber büyük bir halk topluluğu tarafından  hürmet ve tâzim ile karşılanmıştır. Aksaray civarında oturması için bir ev tahsis edilmiş ve bir zaman orada kalmıştır.

Pîr Seyyid Hasan Hüsâmeddîn-i Uşşâkî Hazretlerinin Pâdişahla olan yakınlığından istifâde etmeye çalışan, makam ve mevkî düşkünleri, ona rahat vermemiş, durmadan  Hazreti Pîr’i rahatsız etmişlerdir. Bu durumdan sıkılan Pîr Hazretleri, tekrar Uşak’a gitmek için yol hazırlığına başlamıştır. Bu durumu haber alan Pâdişah, Hazreti Pîr’in İstanbul’da kalması için ricâda bulunmuştur.

Hazreti Pîr, Pâdişah III. Sultan Murad Han’ın ricâsını kabul edip, İstanbul’da kalmaya karar vermiştir.

Bilâhare Pâdişahın emriyle Kasımpaşa civarında Hazreti Pîr’in kendi adına tekke ve dergâh inşâ edilmiştir. Orada uzun zaman bir inzivâ hayatı yaşayarak, kendilerine mürîd olan sâliklerini zikir meclisleri ve mânevî sohbetleriyle hilâfet makâmına vâsıl edip, her birini ayrı ayrı şehirlere irşâd memuru olarak tâyin buyurmuşlardır. İslam ve tasavvuf ilminin derinliklerine vâkıf olan ve hayâtı boyunca İslâm’a ve Kur’ân’a hizmet eden Hazreti Pîr, sayısız mürîdini kâmil insan olarak yetiştirerek, insanlığa kazandırmıştır. İlim mektebi olarak uzun yıllar  görev yapan, İstanbul’daki dergâhı ve külliyesi irfan yuvası olmuştur.

 

Pîr Hüsâmeddîn Uşşâkî Hazretleri, kibâr-ı evliyâullahtan Ümmî Sinân Hazretleriyle mülâkî olmuş ve Ümmî Sinan Hazretleri tarafından kendisine Halvetîlik hilâfeti verilmiştir.

Şeyh Emir Ahmed Semerkandî Hazretleri, Hazreti Pîr’e Kübrevîyye ve Nûrbahşiyye tarîkatı hilâfetlerini vermiştir. Pîr Hasan Hüsâmeddîn-i Uşşâkî Hazretleri de Kübrevî  Nûrbahşî ve Halvetî tarîkatlarını birleştirerek, Uşşâkî tarîkatını kurmuştur.


Kasîde

Şehr-i Uşşâk’a varıp, etmiş karar,

Şubelendirdi tarîki ol kibâr,

İftihar-ı zümre-i ahyâr eyledi, 

Âsitân-ı bendesini ebrâr eyledi…

 

Gelip, İstanbul‘a etti duhûl,

Mesken etti çün Kasımpaşa’yı ol,

Yeni bünyâd eyledi bu han-gâh,

Oldu ol mesken ona cây-ı penâh…

   

Âşık Edib Efendi de Hazreti Pîr hakkında şöyle demiştir:

Hüsâmî himmetiyle ejder-i nefsi zebûn eyler,

Medet ey pîr-i can-perver Hüsâmeddîn-i Uşşâkî

 

Şeyh Müştâk Kâdirî Hazretlerinin onun büyüklüğünü aksettiren şu beyti ne kadar yerindedir:

Eder bir anda vâsıl kulu  yâre cümle müştâkı

Nigâh-ı himmet eylerse Hüsâmeddîn-i Uşşâkî

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz