Mü’min

Esma-ül Hüsna’dan bir isim olan  Mü’min; gönüllere iman veren, kendisine güvenenlere emniyet sağlayan ve ferahlık bahşeden anlamına gelmektedir.

20 Kasım 2015 Cuma, 11:17
Esma-ül Hüsna’dan bir isim olan  Mü’min; gönüllere iman veren, kendisine güvenenlere emniyet sağlayan ve ferahlık bahşeden anlamına gelmektedir.

Allah (cc), bu ismini kulları için de kullanmıştır. Kul içinse, Allah’a (cc) güvenerek inanan veya kendisine güvenilen anlamına gelmektedir.


Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir, Kuddûs’tür, Selam’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir.” (Haşr/23)

Cenâb-ı Hakk emirlerine tâbi olan kuluna o kadar değer vermiştir ki, kendine mahsus olan özel ismi ile kulunu nitelendirmiştir. Bu sebeple bu   ad , kulun en seçkin ve en şümullü ismidir. Tam anlamıyla O’nun  sıfatlarını taşıyan insan için dünyada ve âhirette sıkıntı yoktur. Allah’a inananın  derecesi o kadar yüksek ki, sırat köprüsünden geçerken Cehennem seslenerek: “Çabuk geç ey Mü’min, zira senin nurun benim ateşimi söndürüyor.” diyecektir.

Allah (cc), kıyâmet günü azap gören Müslümanları  cehennemden çıkardıktan sonra onlara: “Mü’min benim, sizler de Mü’minlersiniz” diyecektir.

Hz. Ebubekir Sıddîk (ra), Efendimiz’e (sav) sordu;  – Mü’min nasıldır? Münâfığın sıfatı nedir? Bize tarif et yâ Resûlallah. Resûlullah (sav), buyurdu ki:

“Mü’min; uzun yapraklarını dökmeyen ve her dâim yeşil olan selvi ağaçları gibidir. Bu ağaç yazda ve kışta kendi hâlini gözetir, hep aynı hâl üzeredir. Mü’min olan bir kimse de Cenâb-ı Hakk’ın ilâhi tecellileriyle hayırdan veya şerden ne gelirse hepsine hoşnutlukla ve râzılıkla bakar. Her şeyden hoşnut olmak imânın yüksek derecesidir. Hoşlanmadığı bir şey olsa da yüzünden belli etmez. Bu söz dokundu, hâli değişti dedirtmez ; yâni mü’min bir hâl üzere olur. Kendini gözetir ve yıkılmaz.

Münafık; kabak ağacına benzer, suyu gördüğünde dal budak salar ve genişler. Sulandıkça uzar ve ortalık kabaklarla dolar. Yaz ve bahar mevsimlerinde çok ferahlanır, koca yapraklarının altında küçük fidancıklar kalır. Yazın güneş sıcağını bastırdı mı? O iri yapraklar devrilir, solar ve buruşur. Serin olduğunda gene kabarır. Güz geldiğinde artık o eski saltanatı kalmaz, yaprakları dökülür. Fırtınalar geldiğinde ise, ne dalı ne budağı kalır, kabak kaybolur. Bu münâfık âlâmetidir.”

Mü’min bir cihetle dağa benzer, bir cihetle de denize benzer. Dağın fıtratı gereği, şimşekler, tipiler, yağmurlar, seller, kasırgalar veya fırtınalar onları yerinden oynatmaya muktedir değildir, lâkin dağ başında fırtına çoktur.  Mü’minin  başı Hak ile yükselmiştir. Fırtınalar onun başını eğemez. Hak ile olanın başı dik ve yüzü aktır. Fırtınalı ve şiddetli günlerde çoklarının başları aşağıya düşer, boyunları eğrilir. Hakiki îman taşıyan, gerek kendisine, gerek çevresindekilere gelen hâdiselerde yıkılmayıp ayakta durur.

Mü’minin hâl ve şânı bir bakıma denize de benzer. Derya  fıtratı gereği, kirlenmez.  Ne kadar pis sular aksa da  okyanus  onu çalkalar, dağıtır, hatta içine düşen pisliği temizler. İnsan, hayatında çok olaylarla karşılaşır ve çok defa kendisini kuşatılmış görür. Lâkin Mü’minin karşısına hoşlanmadığı bir şey geldiğinde yıkılmaz ve şeytana teslim olmaz.

“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin” (Ahzab, 41) Âyet-i kerimesinin gereği, zikir amelini hayatımızın her anına yayarak, gecenin bir vakti sıcak yataklarımızdan ayrılarak Rabbimizin huzuruna durmak, sebat üzere ve kâmil bir îmanı gerektirir. Ayrıca iman, teslimiyeti de icap ettirir .

Yüce Mevlâ, Mü’mini Kur’an da şöyle târif ediyor; “Onlar Rablerinin rızâsını isteyerek, sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya âhiret saadeti onlar içindir.” (Ra’d/ 22-23)

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz