Havasın Avamlığı

20 Kasım 2015 Cuma, 11:13
Havasın Avamlığı                                  

Çoğu ehli tasavvufun bildiğini zannettiği ama aslında hiç bilemediği kavramlardan biride avam ve havastır. İnsan, seçilmiş ve üstün kişi olmaya heves ettiği için avamlıkla ilgisinin olmadığını kendince kabul eder ve eğer tasavvuf yoluna da girmiş ise, kendini havas olarak görür. Ama durum hiçte böyle değildir. Nefis burada devreye girerek yine insanoğlunu aldatır ve ‘sen şu kadar yıldır tasavvuf yolundasın o halde sen havassın zaten sana yakışanda bu..’ diyerek, gidilmesi gereken yolun başında iken insanı durdurur. Bu durumu çoğu tasavvuf ehli bilemediğinden yolda kalır ve hedefe vasıl olarak havas olamaz. Nefsin boyunduruğu altında kalmayarak uyanabilenler ise, kendine gelip istikâmet üzere devam ederler. Ancak bunlar çok nâdir görülür. Diğerleri ise, nefsinin aldatmasından kendini hiç kurtaramayarak dünya vaktini doldururlar.

Avam, normal, sıradan, ibâdetlerini yapan tasavvufun derûnî meselelerinden uzak, sadece görünüşe bağlı insanlardır.

Havâs “Bir nesneyi diğerlerinden farklı ve üstün kılan nitelik” anlamına gelen hâssa kelimesinin çoğuludur. Seçkinler özel kişiler anlamında genellikle avam karşıtı olarak kullanılır. Tasavvufta, “herkeste bulunmayan birtakım bilgilere ve hallere, yetenek ve ruh temizliğine sâhip velîler” anlamında kullanılmaktadır. Tasavvuf yoluna girmiş, Allah’a vasıl olmaya yönelmiş kişi, haram ve mekruhlardan titizlikle kaçınıp, nâfile ibâdetlere de önem vererek, böylece birtakım özel bilgilere ve hallere sâhip olur. Allâh-u Teâlâ’dan başka bir fikir bile kalplerine gelmesini istemeyip, bu uğurda çalışan Allâh-u Teâlâ’nın nâdide ve ender kullarından olur. Böylelikle de Havas’laşır, avamdan ayrılır. Bu halde ilerlerken gerçeğe vuslat edene de, Ahassu’l-Havas, Hâssü’l-Hâs denir. Hâssü’l-hâs (arifler) dinî bütün incelikleriyle anlar ve en iyi şekilde uygular. Bunlar seçilmişler içinde seçilenlerdir.

Mutasavvıflara göre avam havasın gerçekleştirdiği nefis tasfiyesini gerçekleştiremediği, hal ve makamları yaşayamadığı için derunî tecrübe, sezgi gücü ve zevk yoluyla ulaşılabilen yüksek hakikatleri keşfetmekten âcizdir. Bundan dolayı ahlâkî arınma ve ruhî yücelme gayreti göstermeyen fakih ve kelâmcılar bile avamdan sayılmıştır.

Havas, denileni yapar, dışarı çıkmaz, her işe tutuşmaz ezelde takdir edilene dur demez sebepleri gözler vasıta, vesile olunacaksa olur. O herkesin bildiği değildir. Herkesin bildiği avamdır. Herkes hocalık, hacılık, hokkabazlık peşindedir. Ağzı vardır konuşur, işi vardır koşuşur. Bilen susar, ağzı olmaz, işi olmaz, onun işi Allah demekle olur.

“Bir gün dervişin bir tanesi üstadına sorar: -Efendim Avam, Havas, Hâssü’l-Hâs ne demektir?
Üstadı dervişe şöyle söyler: -Evladım yarın sabah namazına camiye git. Namaz bittikten sonra üç kişi kalacak; bir tanesini minberin yanında, bir tanesini mihrabın yanında, bir tanesini de kenarda oturur halde göreceksin. O kişilere git sıra ile tokat vur der.
Derviş üstadına peki efendim deyip ertesi gün sabah namazına üstadının söylemiş olduğu camiye gider. Namaz bittikten sonra aynen üstadının dediği gibi üç kişi kalır. Önce kenarda oturana bir tokat vurur. Tokadı yiyen adam ona döner; “sen bana nasıl tokat atarsın” deyip o da ona bir tokat patlatır. Dervişin canı yanar ama üstadının sözünü yerine getirmesi gerektiğini bildiği için ikinci kişiye tokadı vururken biraz geri durarak vurur, tokadı yiyen ikinci şahıs ”Allah” der, şöyle arkasına dönüp dervişe bakar, sonra tekrar boynunu büker. Derviş son olarak mihrabın yanında oturan kişinin yanına gelir, bir tokat da ona vurur. Tokadı yiyen kişi “Hu” deyip hiç istifini dahi bozmaz. Derviş doğruca şeyhinin yanına gelir ve şöyle anlatır:
-Efendim sizin dediğiniz gibi namaza gittim. Sonra camide üç kişi kaldı. Kenarda oturana bir tokat attım o da bana aynen hem kızdı hem tokat attı. Minberin yanında oturana tokat attım, o da “Allah” dedi döndü, bana bir baktı. Mihrabın yanında oturana bir tokat attım “Hu” dedi hiç oralı bile olmadı. Bundaki hikmet nedir?diye sorunca
Üstadı şöyle cevap verir:  Evladım ilk tokat attığın adam Avamdır. Döveni döver, sövene söver. İkinci tokat attığın kişi ise Havas ehlidir. Allah’ tan geldiğine iman eder, râz ı olur, fakat kimin elinden olduğunu da merak eder. Üçüncü tokat attığın zat ise, Hassü’l-Hastır. O bütün benliğini Allah-u Teâlâ Hazretlerine çevirmiştir. Ne gelirse gelsin asla Allah’tan yüzünü çevirmez evladım” der.

Avam olan insan, namazını kılar, ibâdetini yapar, ilmi yönden vaazını yapar, ama has ehlinden olmadığı için, vurana vurur, kızana kızar. Şu kâfirdir, şu imansızdır, diye sanki Allah’ın ortağı gibi kendine bir ene gelir. Benim gibi İslam’ı iyi yaşamıyor der. İşte bu tür insanlar avamdır. Havas ehli ise; Allah’a (cc) âşık olur, Peygamber(sav) Efendimizin sünnetlerini yapar, bir Mürşid-i Kâmil’e müntesip olur. Tarikat-ı Â’liye’ de vesile ile gider. Bu yolda sabır ve sebat ile esmasını zikrini, salat ü selamını getirir. Çevresinden bir elem, keder gelse dahi hemen Allah’a yönelir; “Ya Rabbi! Bu senden geliyor, ben biliyorum. Bana sabır ver.” Diye dua eder. Kötülüğe meyletmez. Çünkü has ehlidir. Allah’a (cc) ve Resûlüne  söz vermiştir. Muhammed-ül Mustafa’nın emin sıfatı ile sıfatlanmayı arzu eder. Ben de emin olayım, elimle dilimle her hâlimle hiç kimseye kötülük yapmayayım diye kendisini sürekli hesaba çeker. İşte bu insan da emindir. Bundan zarar gelmez. Böyle olan insana Havas ehli derler.

Şimdi bu ölçü ve terazi içinde kendimize bir yer seçelim… Biz hangisiyiz? Nefsimizin bizi aldattığı üzere kalacak mıyız? Yoksa kendimize gelecek miyiz?

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz