Güzel Ahlâkın Mertebeleri      

20 Kasım 2015 Cuma, 11:10
güzel ahlak

Enes bin Mâlik (r.a.) anlatır: Peygamber Efendimize (s.a.v): “Yâ Resûlallah, îman bakımından insanların üstünü kimdir?” dediler. «Mü’minin îman bakımından üstünü, ahlâkı daha güzel olanıdır» buyurdu.

Güzel ahlâk kulun en üstün vasfıdır. İnsanların cevheri ancak güzel ahlâkla ortaya çıkar. İnsan yaratılış bakımından gizli olup ahlâk bakımından tanınır. Bazıları: «Allah-u Teâlâ, peygamberi Hazreti Muhammed’i (s.a.v) sayısız mucize, rahmet ve faziletler ile seçip ayırdı, sonra ahlâkı ile övdüğü gibi, başka bir şeyle övmeyip ancak: «Elbette sen en güzel ahlâk üzeresin» buyurdu, dediler. Bazıları da: «Allah-u Teâlâ, Resûlullah’ı ancak güzel ahlâk ile vasıflandırdı. Zira Resûlullah (s.a.v), her iki dünyayı feda edip, Allah-u Teâlâ ile iktifa etti. Çünkü Allah-u Teâlâ’dan başka hiçbir maksadı yok idi» dediler.

Ebû Harrâz (k.s.): «Güzel ahlâk, Allah-u Teâlâ’dan başkasını kastetmemektir» dedi.

Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.): «Haris-i Muhâsebi’den duydum: Biz üç şeyi, üç şeyle (güzellik ve cemâli, neyi korumakla; güzel sözü, emânetle; güzel arkadaş ve dostu vefâ ile) istedik, dedi.»

Allah (c.c.) dostları: «Güzel ahlâkın alâmeti eziyet etmemek ve sıkıntılara katlanmaktır» diye belirttiler.

Hadis-i şerifte: «İnsanlara mallarınız ile yardım edemezseniz, onlara güler yüzlülükle yardım ediniz» buyruldu.

Allah-u Teâlâ’nın rızâsı için olan güzel ahlâk: O’nun emrini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak, her halde ona itâ’at etmek, her işte ona teslim olmaktır. Şirk koşmayıp, tevhîd, şüphe etmeyip, vaadi yerine getirmektir.

Zinnûn-i Mısrî’ye (rahımehullah), düşünce ve üzüntüsü çok olan kimdir? denildiğinde: «Ahlâk bakımından insanların kötüsü, fenâsı ve şerlisidir» buyurdu.

Üveys-i Karâni’yi (rahımehullah) çocuklar taşa tutarlardı. O ise çocuklara: «Eğer muhakkak beni taşlamanız lâzımsa, bacağımın yaralanıp da namaz kılmama engel olmaması için küçük taşlarla taşlayın» diye ricâ ederdi.

Ahnef bin Kays (rahımehullah), kendisini döven ve söven bir kimsenin arkasından gider. Sövenin bölgesine yaklaşıldığında ona: «Ey genç gönlünde söylemek istediğin ve söylemediğin şey varsa hepsini söyle de, kavminin dünyaya tabi olanları işitip sana uymasınlar» diye ricâ etmişti.

Ali bin Ebû Tâlib (r.a.) hizmetçisini çağırır. Hizmetçi cevap vermez. İki defa seslenir, yine cevap vermez. Kalkar, hizmetçinin bulunduğu odaya girer, hizmetçiyi sırtüstü yatmış istirahat ediyor görüp: «Sana sesleniyorum, niçin cevap vermiyorsun? Sesimi duymuyor musun?» buyurur. Hizmetçi: «Kızmayacağınızı bildiğim için gevşek davranıyorum» der. Hazreti Ali de (r.a.): «Seni Allah için âzâd eyledim» buyurur.

Allah (c.c.) dostları: «Güzel ahlâk, insanların cefâsından ve Hakk’ın kazâsından sana isâbet edeni, endişesiz kabûl etmektir» derler.

Lokman Hekim oğluna şöyle buyurdu:

«Oğlum! Üç hâl, üç hâlin meydana gelmesiyle bilinir;

1- Hilim, gadab ve kızgınlık ,

2- Cesâret ve kahramanlık, harp ve kavga hâlinde,

3- Doğru arkadaş da, kendisine ihtiyaç hâlinde bilinir.»

 

Hz. Mûsâ (a.s.): «Yâ Rabbi, bende olmayan şeyin, hakkımda söylenmemesi için s Sana yalvarıyorum» diye münâcât edince, Yüce Allah (c.c.) «Ey Mûsâ, senin dilediğin şeyi, b Ben kendi hakkımda bile işlemedim, senin için nasıl yaparım» diye vahiy etmişti.

Güzel huylu olmanın ölçülerini Allah (c.c.) dostları şöyle sıralamaktadırlar. Güzel huylu olanlar mazlumdur. Kimsenin sırrına âşinâ olmazlar. Bir sırra istemeden vâkıf olduklarında onu saklayıp kimseye söylemezler. Başkalarının ayıplarını gizlerler. Hayâlarından dolayı halktan ve Hakk’tan utanırlar. Herze ve hezeyana kapılmazlar ve böyle ortamlara da kulak vermezler. Vaad ettiklerini yerine getirirler ve sözlerine sadıktırlar. Katı söz söylemezler ; konuşmaları yumuşak ve latiftir. Dostluk yaptığı kimselerle Hakk Teâlâ’nın rızâsı için garazsız ve ivazsız arkadaşlık yaparlar. Nefsâni arzuları için yarenlik etmezler. Hak Teâlâ’nın rızâsı için oluşan ahbaplıklarında büyüklere hürmet, küçüklere şefkat gösterirler. Akrabalarıyla güzel geçinir; alakayı kesmezler. «Allah-u Teâlâ’nın âyetlerini az bir menfaat karşılığı satmayın.»  (Bakara, 41) Âyeti gereği Kur’ân okumayı veya dini yardımlaşmayı para için yapmazlar.

Kimsenin zor durumda kalmasını istemezler. Muhtaçları bulup yardım eder, yetimlerin başını a okşarlar. Onları doyurur, onları gördüğünde selâm verip, hal ve hatırlarını sorarlar.

Allah (c.c.) için olan arkadaşlıklarını kıyâmete kadar bozmazlar ve Hakk huzuruna bu dostlarla berâber varırlar. Yemesini, içmesini, giymesini, gözünü ve sözünü her yönüyle haramdan ve şüpheden sakınırlar. Onlar takva ehlidirler. Hem kendi ve hem de başkalarının ırzını muhâfaza ederler. Kimseyle çekişmezler. Bütün mallarını elinden alsalar bile meşrû müdafaadan başka bir davranış içinde olmaz; kötü söz söylemezler. Her durumda yaşananları Hakk Teâlâ’ya havale edip, kimse ile husumete girmezler.

Dünya işlerinden dolayı dînini satmazlar. Yalan veya gerçek yere and içmez, «Dînim, imanım, kitabım hakkı için» diye yemin etmezler. Açları doyururlar ve sofraları herkese açıktır. Onlar Allah-u Teâlâ’ya tevekkül ederler. Efendimizin (s.a.v): «Kim bir Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah-u Teâlâ Hazretleri de o kimsenin kıyâmet gününde yetmiş hâcetini giderir.» Hadis-i şerifi uyarınca, başkalarının ihtiyaçlarını giderirler.

Komşuları ile iyi geçinir onları gördüklerinde hatırlarını sorar, iyi yemekler pişirdiğinde onlara ikram ederler. Genellikle misafirsiz yemek yemezler, yemeklerinde sofralarında bir garip veya bir Müslüman bulundurmaya gayret ederler.

Şeriata aykırı olmaması kaydı ile çağrıldıkları yere giderler. Şeriata aykırı olan mahallere de yerlere de kesinlikle gitmezler. Dâvet edildikleri yerde önlerine konulanı hiç ses çıkarmadan yerler. İkram edilenleri beğenmemezlik etmez, şahıslarına hürmet beklemezler.

Bu ölçüler içinde ahlâkımızı düzelterek Müslümana yakışır bir şekilde davranmalıyız.

Müslümana gereken, güzel ahlak, olgun bir edep ve kemâl-i ma’rifettir.

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz